Nöral Terapi

Nöralterapi; lokal anestezikler ile VSS(Vejetatif sinir sistemi)’nin uyarılması sonucu, bozulmuş olan beden fonksiyonlarının yeniden regüle edilmesini sağlamaktır. Bunu da VSS üzerinden bağ dokusunu regüle ederek yapıyoruz. Yani aslında nöralterapi bir regülasyon metodudur.

Regülasyon tıbbına girmeden önce, kısaca VV(diğer adıyla otonom sinir sistemi) ve lokal anesteziklerden söz etmekte fayda vardır. Otonom sinir istemi (ya da vejetatif sinir sistemi) bedenimizin tüm istemsiz, irademiz dışında yani otonom işlevlerini düzenleyen sinir sistemimizin bir parçasıdır. Kalbin çalışması,kan basıncının kastel edilmesi, hormonların düzenlenmesi, sindirim sistemimizin çalışması, terleme ve vücut sıcaklığının ayarlanması gibi temel fonksiyonlarımız bu sistem sayesinde yapılmaktadır. Bu sistemde bir düzensizlik olması kalp çarpıntısı, tansiyon sorunları, sindirim problemleri, kabızlık, ishal, hormon düzensizlikleri, adet düzensizlikleri, aşırı terleme veya üşüme gibi bir çok rahatsızlıkların oluşmasına neden olacaktır.

Nöralterapide kullandığım yapay ilaç anesteszikti.Tercihen prokim olması gerekirken, ülkemde prokim formu bulunmadığından daha çok lidokin kullanmaktayız. Lokal anestezik olarak ikisi de aynı görevi görürken, etki süreleri, yıkım yerleri, yıkım ürünlerinin farklı etkileri farklılık arzetmekte.

Klasik tıbbi bilgilerimize göre lokal anesteziklerin sadece 3 özelliğini biliyoruz. Bunlar lokal anestezik, antiepileptik ve antiaritmik özelliklerdir. Oysa bu üç özelliğin yanısıra bugün biliyoruz ki; aneljezik, antienflamatuar, antiviral, antibakteriyel, bronşial hipraktiviteyi engelleyici, nöroprotektit, DNA kompleksleri tanıyıcıdırlar.

Yalnız burada unutulmaması gereken önemli bir duruma dikkat çekmek istiyorum. Biz bu ilaçları, cerrahların lokal anestezi istemleri veya rejyonal anestezide olduğu gibi yüksek dozda kullanmıyoruz. Amacımız bu değildir. Örneğin; ülkemizde lidokinin %10’luk olanını SF ile deriye edip %0,5’e kadar indiriyoruz. Çünkü hedeflediğimiz regülasyon için bu dozlar kafidir. Çünkü nöralterapi bir regülasyon metodudur. Regülasyon da yeniden düzenleme demektir. Bedenimizin bir homeostaz , homeobalans dediğimiz bir düzeni vardır. Bunu kontrol eden başlıca sistem ise VSS’dir. VSS yaklaşık 500 bin kilometre uzunluğunda ve yaklaşık 40trilyon hücre barındırıcı mükemmel bir sinir ağı, bir network sistemini teşkil etmektedir. Regülasyon tıbbi yada diğer adıyla tamamlayıcı tıp, klasik okul tıbbında bir çok noktada ayrı düşünmeketdir. Bugün şunu çok iyi biliyoruz ki bedenimizdeki işlemlerin ancak %5’i kimyasaldır. Geri kalan %95 ‘i fiziksel kurallarla oluşmaktadır. Modern tıp daha çok Newton fiziğini benimseyen ve herşeyin temelinde Wirchowun meşhur hücre teorisi vardır. Her şey hücre de başlar. Hücre sağlıklı ise beden de sağlıklıdır, hücre hasta ise beden de hastadır. Oysa regülasyon tıbbını savunban başta Rickers olmak üzere Heime ve Pischinger gibi bilim adamları ise günümüzdeki kronik hastalıkların salt Newton fiziği ve Wirchow hücre teorisiyle açıklanamayacağını savunurlar. Çünkü Newton fiziği bir linecar yapı arzetmekte. Bir neden sonuç ilişkisi temeline dayanır. Bu durum kapalı bir sistemde elbette önemlidir ancak; yaşayan bir canlıda oluşan olaylar bununla açıklanamaz. Akut bakteriyel bir enfeksiyonda antibiyotik vererek kısa sürede olayı çözebiliriz ama kronik hastalıklarda çözüm o kadar kolay değildir. Ve şunu da artık net biliyoruz ki hücreye direkt bağlananne bir kan damarı, ne de lenf damarı ve nede bir sinir tespit edilmiştir. Hücreler bir extra sellüler ortamda bulunur ve milium dediğimiz temel sistem tarafından beslenir. Regülasyon tıbbi ile ilgilenenler tam da bu noktada önemli itirazlarda bulunurlar. Bir çok hastalığın temelinde extra sellüler ortamdaki milium yani temel sistemin yani bağ dokusunundaki patolojilerin yattığını savunurlar. Ve daha çok quantum fiziğini temel alırlar.
Regülasyon tıbbının önemli aktörlerinden Richers’e göre hstalığın oluşumu için iki faktör gerekmektedir. Birincisi, dokunuş perfüzyonunun bozulması yani miler sirkülasyonun bozulması yani yeterince kan, besin gelmemesi; ikincisi ise doku da oluşan yıkım ürünlerin atılamaması yani lenf drenajının bozulmasıdır. Onun o ünlü cümlesi şöyle başlıyor: ‘’ Bedenimizi bir ağ gibi sarn perivasküler sempatik sistemin beslediği extrasellüler alandaki patolojiler asıl hastalık etkenidir.’’

Günümüzde kronik hastalıkların artmasının nedeni bağ dokusunun aşırı yüklenmesidir. Stres, elektrosmaf, dengesiz beslenme, hazır beslenme, bedensel aktivite eksikl,iği, çevre ve yaşam koşullarının değişmesi, bilinçsiz tüketim, çeşitli ilaçlar, hormonlu gıdalar vs bir çok faktör rol oynar. Beden bu sıkıntılarının çoğunu kompanse eder. Ama onun da bir sınırı vardır. Beden bir süre sonra adaptasyon, kendini yenileme, resetleme özelliğini kaybeder. Matriks dediğimiz bağ dokusuna binen yük ne kadar artarsa, yıkım ürünleri, çöpler atılamayıp birikirse problem kronikleşecek ve patolojik süreç başlayacaktır. ‘’Buzdağı Modeli’’ bu konuda gösterilecek iyi bir örnektir. Buzdağının en dibinde, herkesin kendine has genetik yapısı oyurmuştur. Bunu değiştirmek mümkün değil. Sonraki tabakalar ise ilk bozulan hücreler arası, dokular arası bilgi akışının bozulmasıdır. Yeni enfermasyon, yani VSS’nin bozulmasıdır. Bir yerde sempatik yüklenme varsa önce hipoksi oluşur, sonra enflamasyon olur. Enflamasyon uzun sürerse immün sistemi bozar. Netice de ağrı oluşur. Ağrı, enflamasyonu tetikler ve bir kısır döngü oluşur.Bir basamak premarbilite dediğimiz hastalık semptomları ortaya çıkar. İceberg dediğimiz su altında oluşan, henüz su üstüne çıkamamış, bu şikayetlerle hasta doktora gittiğinderadyolojik veya laboratuvar olarak bir bulgu göremediğimizden dolayı, çok rahatlıkla hastaya senin önemli bir şeyin yok, istersen bir de bir psikiyatriste de gidebilirsin deriz. Oysa susyun altında yıllarca bir sürü şeyler oluşmuş ama hala suyun üstüne bakmaktayız. Fizyopataloji de şunu öğrenmişti: Örneğin; böbreğin %40 üzerinde bir hasar oluştuğunda veya karaciğerin 1/3 ‘ü üzerinde bir disfonksiyon olduğunda ancak o zaman bir patoloji oluşur. Hakeza arteryel yapı da böyle ki neredeyse %80-90 üzerinde bir tıkanıklık olduğunda karşımıza miyobard enfraktüsü çıkabilmekte.
Regülasyon tıbbında amaç, problemler bu aşamaya gelmeden bir şeyler yapmaktır. Yani regülasyon tıbbi işin fonksiyonel kısmını çözer. Yapısal bir bozlukluk varsa; cerrahi bir durum gerektiriyorsa elbette modern tıp ne diyorsa o.
Nöral Terapiyi birde şöyle tanımlayabiliriz:

Nöral Terapi şu basamaklardan oluşur;
1- Lokal Tedavi
2- Segmental Tedavi
3- Genişletilmiş segmental tedavi
4- Bozucu alan tedavisi

Nöralterapi ile aslında şunları yapıyoruz:

a) Belli noktalara iğne batırılırkenbir uyarı veriyoruz. Felixmann’a göre doğru noktaya iğne batırdığımızda akupunkturun yarım saatte oluşturmadığı etkinin %90’nını biz 8 saniyede elde ederiz.
b) VSS üzerinde kaydedilen, engram dediğimiz kötü bilgileri siliyoruz. (Lokal anestezik sayesinde)
c) Patolojik uyarıyı yani kısır döngünün kırılmasını sağlıyoruz.
d) Lokal anestezik ile sempatik hiperaktiviteyi azaltarak oluşmuş olan vazokastrüksiyon zincirini kırıyoruz. Vazodilatasyon olur, perfüzyon artar.
e) Böylece organizmanın kendi kendini düzenleyebilmesi adına bir şans veriyoruz.

Nöralterapinin Kullanıldığı Hastalıklar
• Migrenve baş ağrıları
• Boyun, sırt, bel gibi kas kökenli hastalıklar
• Bel ve boyun fıtıkları
• Eklem hastalıkları
• Sinir basısına bağlı oluşan ağrılar
• Romatizmal hastalıklar
• Alerjik astım ve alerjikrinit gibi alerjik kökenli hastalıklar
• Tiroid hastalıkları
• Menapoz
• Adet düzensizlikleri, şiddetli adet sancıları
• Hormonal bozukluğa bağlı infertilite
• Kornik tansillit, sinüzit
• Fibromiyoloji
• Depresyon ve panik atak gibi ruhsal hastalıklar
• Kronik kabızlık
• Bağırsak hastalıkları
• Yüz Felci
• Trijemiral nevroloji
• Detox ve anti-aging (yaşlanma önlenmesi)